MELEK DEMİR GENCO/”ESRA EROL’UN DERDİ HEPİMİZİ GERDİ!”

Bir alt yazı geçiyor.

“Esra Erol’dan büyük sürpriz, az sonra.”

Programa olağan akışı içinde eklenen bu cümlecik, alttan alta bir heyecan uyandırıyor içimde.

“Acaba yeni bir çiftten güzel bir haber mi var, acaba o günkü evli adam evsizmiş de biz mi bilmiyor muşuz, ay yoksa boşanıyor mu?

Yok canım, daha neler. Boşanacak olsa böyle neşeli olamaz değil mi? Aman Allah’ım yoksa hasta mı?”

Birden fark ediyorum ki Esra Erol bana ana babamdan daha yakın olmuş, bin naz ile eve aldığım dostlarımın yerine geçmiş, yaşadığı hayat, derdi kederi benim ruhuma işlemiş…

Acaba Esra Erol’a ne oldu diye merak içinde düşünürken, araya reklam giriyor.

Tipik bir seyirci dağınıklığıyla sıkılıp, başka kanala geçiyorum.

Zapladığım kanal da beni sarmıyor ve Esra’ya ne olduğunu merak ettiğimi hatırlayıp, tekrar ona dönüyorum.

Eyvahlar olsun.

Esra hüngür hüngür ağlamıyor mu?

Yanaklarında coşkulu, utangaç bir gözyaşı…

Yüreğim hop ediyor. “Kesin” diyorum “Anne babası öldü..”

Canlı yayın ya.

Birden merak ettiğim konunun konuşulduğunu ve programın normal akışında devam ettiğini fark ediyorum.

Neyse can sağlığı olsun.

“Nasıl olsa ertesi gün öğrenirim” diyorum kendi kendime. “İnternet gazeteleri ne güne duruyor.”

Sahiden bir gün dönümünden sonra öğreniyorum aslında neler olduğunu.

Esra’nın büyük sürprizi meğer hamile olmasıymış.

Evimizin cici kızı, ideal eş ve anne, harika programcı Esra Erol ikinci bebeğine hamileymiş.

Kanallar çevirip çevirip veriyor duygu dolu açıklamayı.

Kaçırdığım canlı yayın açıklamasının intikamını alırcasına adeta ezberliyorum dediklerini.

“Emin olana kadar açıklamak istememiş. Evliliğini, ilk bebeğini bizimle paylaştıysa, şimdi de bu güzel haberi sevgili seyircilerine söylemek istemişmiş”

Seyircilerin ve elbette benim gözlerimizi doluyor.

esra-erol2

Bir kadın adeta atlarcasına mikrofonu kapıp, “Vallahi de billahi de ben geçen hafta gördüm rüyamda sizin hamile olduğunuzu. Büyüsü bozulmasın diye demediydim. Hatta bir kızınız oluyordu” diyor.

“Hayırlısı olsun inşallah. Kız erkek fark etmez. Yeter ki sağlıklı olsun” diyor büyük bir tevekkülle Esra.

Maviş gözlü İdris Ali’yi düşünüp, “Umarım bu da güzel gözlü bir kız olur” diyorum sanki kapı komşumun müjdeli haberini almış gibi.

Artık her gün yüreğim ağzımda izliyorum.

Esra o kadar da zayıf ki.

“Bugün de yüksek mi giymiş ne, aman Allah’ım gözlerinin altı niye mor?

Hiç mi bir şey yemiyor bu kız yahu?”

Elimden gelse, elimde kaşık ağzına yemek tıkacağım.

İşin komiği ben işten eve geldiğimde mutfakta ne bir lokma yemek var, ne de üşendiğimden bir tas çorba kaynatıyorum kendime. Ama Esra’nın derdi, ne hikmetse beni de geriyor…

O çöp kadının incecik bedeni hafiften irileşmeye başlıyor. Evet evet.

Sahiden hamile.

Biraz dinlense.

Sonra araya bayram giriyor.

Tüm kanallar banttan yayınlanırken, bir de bakıyorum ki Esra bayramda da ekranlarda.

Hem de kanlı canlı!

Hayat gibi Esranın da hamileliği devam ediyor.

Bebeğin kız olduğunu öğreniyoruz.

Artık tüm Türkiye hamile.

Bebeciğe isimler beğeniliyor.

Rüyalarda görülüyor.

Stüdyoda anlatılıp, hayra yoruluyor.

Ve hayat devam ediyor.

Ülkede politik arenada kan gövdeyi götürüyor.

Ama bu kaos sanki Erol’un bulunduğu yerdeki insanlara uğramıyor.

esra-erol-3

Hala adaylar elektrik alamamaktan, gerçek aşkı bulamadıklarından, yıllardır küs oldukları ana babalarından bir şans daha istemekten dem vuruyor.

Hayat devam ediyor.

Birden bir haber düşüyor erken saatlerde internet sitelerine.

Esra Erol hastaneye kaldırıldı.

Nasıl olur, bu bir film değil miydi?

Daha dün, çok neşeli görünüyordu.

Hiçbir problem yoktu.

Ogün ekranlar Esrasız açılıyor.

Bebek annesinin karnında, bizse ekranların başında ölüp ölüp diriliyoruz.

Bebek ölüyor.

Anne kurtuluyor.

Biz bebeğin annesi kurtuldu diye derin bir nefes alıyoruz.

Hafta sonu merak ve endişeyle geçiyor.

Haftanın ilk günü bir de bakıyoruz ki Esra Erol ekranlarda.

Bir yaz yağmuru gibi kısacık geçen hamileliği yüzünden biraz sararmış sanki.

Üzülüyor belli ki ama programını yapmaya devam ediyor.

Hamileliğini inandırıcı bulmayanlar, bebeğin öldüğüne inanamayacak kadar da kötü niyetliler.

“Aldırdı, hamileliğini kendi sonlandırdı”

Bebeğini yeni kaybetmiş bir annenin göz yaşı da onları inandırmamış olacak ki oturdukları yerden ahkam kesmeye devam ediyorlar.

Aklıma annemin köyde yaşarken bebek ağabeyimi beşikte uyurken bırakıp tarlaya çalışmaya gittiği ve eve geldiğinde onu beşiğinde ölü bulduğu hikayesi geliyor.

“Hiç ağlamadım. Kendi ellerimle verdim toprağa” diyor annem. Ben hiç anlamıyorum neden ağlamadığını.

Meğer ayıp sayılırmış bebeğin arkasından ağlamak ya da onu aile büyüklerinin yanındayken öpüp okşamak.

Hem ağlayıp ne yapacakmış ki, ertesi gün yine tarlaya gitmesi gerekmiş Buğdayın biçilmesi, tarhananın yapılması, ineklerin sağılması.

Ve evet .

Bebekler ölse de hayat devam ediyor.

Hayat bize yaşamayı, yeniden doğmayı ve her nerede olursak olalım kendisine sımsıkı tutunmayı emrediyor.

“Show must go on!” der o ünlü şarkı.

“Show must go on!”

Her ne olursa olsun şov devam etmeli.

Ölümün, yokluğun, fakirliğin, felaketlerin üstüne hayat devam etmeli ki, yok olmaktan korkan bizler, yokluğumuz pahasına da olsa bir yerlerde yaşam belirtilerinin olmasıyla teselli bulalım.

Ha sahi ölenle ölünmezdi de değil mi?

Uyursak ölen bizler, bilin ki durursak ölürüz asıl! Haydi hep beraber haykıralım: Şov devam etmeli!

İmza: The life!

MELEK DEMİR GENCO/ MEDYABEY

twitter.com/pancovilla

 

 

Etiketler: , ,

BENZER HABERLER

YENİ HABERLER

© Copyright 2016 Medyabey. Tüm görsel ve metin kaynak hakları saklıdır. - bilgi@medyabey.com