Engin Akyürek ve Damla Sönmez yüzümüzü güldürdü

OYA TEKİN/MEDYABEY

 

Geçtiğimiz hafta dünya çapında televizyon sektörünün en önemli organizasyonlarından biri olarak kabul gören Uluslararası Seul Drama Ödülleri sahiplerini buldu.

Ülkemizi temsil eden Engin Akyürek  “En İyi Erkek Oyuncu” ödülünü alarak hepimizin gurur kaynağı oldu.

Aynı zaman aralığında başka bir yerden de Damla Sönmez Milano Uluslararası Film Festivali’nde “En İyi Kadın Oyuncu”  ödülünü aldı.

Ve yine Damla Sönmez’e ödül getiren film Deniz Seviyesi’nin yönetmenleri Nisan Dağ ve Esra Saydam ise “En İyi Yönetmen” dalında ödül kazandılar.

Son günlerde ülkemizde yaşanılan acılar üzerine arka arkaya gelen bu ödüller burukta olsa içimizi ısıttı.

Ama sanırım biz yurt dışında kazandığımız başarıları pek sindiremediğimizden olsa gerek bir kıyaslama içine giriyoruz.

Finalistlerin arasında yer almak bile çok önemliyken nedense bir ama-mız var.

Oysaki düne kadar hayal olanları gerçekleştirmeye başlayan oyuncularımız, yönetmenlerimiz film ve dizilerimiz bizleri bu hayallere adım adım yaklaştırırken aramamız gereken ama olmasa gerek. Aksine onlara sahip çıkıp desteklememiz gerekmiyor mu?

Kaldı ki bu ödüller sadece onlara prestij sağlamıyor Türkiye’ye de prestij sağlıyor.

Uluslararası alanda atılan her adım Türkiye’ye yönelik yanlış algılara da çizikler atarken biz bundan memnunluk duymamız gerekirken nedendir bu kıyas- bu ama hiç anlamadım anlamayacağım da sanırım.

Her iki oyuncunun ülkemizin içinde buluğu durumu anlatan, barış mesajı veren konuşmalarını uluslararası arenada hangi siyasi duruşla yapabilirdik?

Ya da sanatın birleştirici gücü kadar etkili olur muydu yapılan.

Ayrıca ülkemizde alınan taraflı ödüller gibi de verilmiyor bu ödüller.

Hak ederek alınıyor. Yani oradaki jüri kariyer geçmişlerini yarıştırmıyor oyuncuların performanslarını değerlendiriyor.

Tıpkı Engin Akyürek’in Kara Para Aşk’taki performansını değerlendirdikleri gibi tıpkı Damla Sönmez’in Deniz Seviyesi’ndeki performansını değerlendirdikleri gibi.

Geriye bakalım bir de ;

Halk oylaması ve jüri değerlendirmesinin bir arada yapıldığı Seul Uluslararası Drama Ödülleri’ne 2012 yılında Ezel dizisindeki performansıyla Kenan İmirzalıoğlu, 2014 yılında ise Medcezir dizisindeki performansıyla Çağatay Ulusoy “En İyi Erkek Oyuncu” dalında aday olmuş ne yazık ki her iki oyuncu da kazanamamışlar.

Hani ülkemizde ayıla bayıla magazin medyasının sürekli yer verdiği isimler ; şöyle iyidir böyle iyidir diye dillerinden düşüremedikleri  kişiler elleri boş dönmüşler aynı başarıya ulaşamamışlar peki bunu da kıyasladık mı?

Her ne kadar adaylar arasında olmaları bile büyük başarıyken  “En İyi Erkek Oyuncu” ödülünü almanın o kadar da kolay olmadığını kıstasların bizim otoritelerimizle örtüşmediğini göstermek adına örneklemek istedim her iki ismi verirken.

Yine aynı yarışmada Ezel dizisi özel ödül alırken Medcezir dizisi de gümüş ödül almış. Medcezir’in aday olduğu yıl Kurt Seyit Şura’da aday olmuş ama finalde yarışamamıştı bunu da hatırlatırsak bizim kıstaslarımızdan farklı değerlendirmelerin yapıldığı belki daha iyi anlaşılır yanılıyor muyum yoksa.

Üstelik Engin Akyürek’in finalde karşısındaki adaylara bakınca dikkat çeken iki isim var ki Adrien Brody, Terrence Howard ikisi de dünya çapında kendilerini ispatlamış isimler. Oscar ödüllü Amerikan sinema oyuncusu Adrien Brody’liyi geride bırakması ise küçümsenmese gerek.

Peki, kıyaslama yaparken bunu değerlendirdik mi?

Yani “Engin Akyürek” dolu atıp boş tutmadı bileğinin hakkıyla aldı bu ödülü bunu dillendirmekten uzak olmaksa kıyaslamanın taraflı olmasıyla alakalı olsa gerek.

Bizim beğendiklerimiz, bizim şişirdiklerimiz kazansın sendromu da denebilir. E ne yazık ki bu işler ülkemizdeki gibi yürümüyor iyi ki de yürümüyor hak eden kazanıyor.

Yine magazin medyasının dilinden düşürmediği Yılmaz Erdoğan’ın yönetmenliğini yaptığı “Kelebeğin Rüyası” filmi, geçen yıl Milano Film Festivali’nde üç dalda ödüle aday gösterilmişti. Filmin başrol oyucularından Belçim Bilgin, filmde Suzan karakteriyle “En iyi Kadın Oyucu” dalına aday olmuş ancak ödülü kazanamamıştı.

Kelebeğin Rüyası”, festivalde sadece “En İyi Film Müziği” dalında ödül almıştı.

Bu yıl Deniz Seviyesi aynı yarışmada aday olup hem filmin yönetmenleri hem de başrol oyuncusunun ödül alması bir tesadüf değil başarının ta kendisidir.

Damla Sönmez bu başarısıyla daha önce aynı ödülü alan Charlize Theron, Renee Zellweger, Kristen Stewart gibi dünyaca ünlü yıldızların arasına girerek kendini kanıtladığı gibi sinemada Türk oyuncularının da artık var olduğunu ispatlamıştır aynı zamanda.

Bu içi dolu anlamlara bakmak varken hala ama ama ama diyorsak bir tek şu ortaya çıkar ülkemizde magazine malzeme vermiyorsanız aldığınız ödül de ama aranır.

Pardon da yurt dışından ödül almak her yiğidin harcı değil o ödülü almak için sadece işinizi yapmak gerek onlarda magazinle zaman kaybetmeyip sadece işlerini yapıyorlar. Bunun da karşılığını fazlasıyla aldılar, alıyorlar almaya da devam edecekler.

Yani tek derdin işin olursa eline alacağın da böyle prestijli ödüller olur ve Oscarlı oyuncuları geçer dünyanın ünlü yıldızlarının arasına isimlerinizi yazdırırsınız.

Sürekli magazinle beslenip şöhret olan isimlerin alkışlandığı, güzellik yarışma çıkışlıların kaslarına ayılıp bayılındığı, pencere fantezilerinin olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Halka da bu şırıngalandığı için oyunculuk kavramının içini boşattığımızın farkında bile değiliz.

Eğitiminse tek başına oyunculuk için yeterli olmadığını ise görmezden geliyoruz. Zira şuanda konservatuar çıkışlı pek çok isim birileriyle olan ahbap çavuş ilişkisiyle o okullarda okuyor, projelerde yer alıyor.

Ya da kimin oğlu kimin kızı olduğuna bakılıp şans veriliyor. Anne ve babaları magazini meşgul ettiği yetmezmiş gibi onların yolunda giden çocukları alıyor sırayı.

Hal böyle olunca ortada salım salım gezinen gerek eğitimli gerekse vücutlarıyla bir yere gelen şöhretlerle dolu bir ülkede halka yutturulmuş oyuncuların varlığı ile yaşıyoruz. Oysa onlara oyuncu demek sanata haksızlık.

Oyunculuk sonradan kazanılan bir şey değildir bir okula giderek de öğrenilmez. Yeteneğiniz varsa o yeteneğiniz yoğrulur okullarda, yoksa zaten yoktur ne yapsanız boştur. Ha orada magazin devreye girip şişirirse halk yutar oyunculuğunuzu ama onun adı da oyunculuk değildir zaten. Şişirme ünlü olmaktır.

Engin Akyürek’te ünlü olmayı ön plana koymayıp oyuncu olmayı ön plana koymuş bir isim. Sessiz derinden ilerleyip içinde var olan yeteneğini doldurmuş kendisine her gün bir şeyler katarak zenginleşmiş biridir.

Magazin medyasının şişirdiği şöhretlerden değil yani. Vücuduyla da öne çıkmadı. Bir yetenek yarışmasında keşfedilip yavaş yavaş yol aldı, o yeteneğine bir şeyler katarak oyunculuğunu zenginleştirdi, yerinde saymadı. Çok değil az konuşarak zamanını boşa harcamayanlardan oldu.

Bugünlerde ise bunun karşılığı olan ödülü alıp uluslararası bir başarıya ilk adımını attı.

Daha önünde uzun bir yol olduğunun da farkında. Mütevazı duruşunu hiç bozmadı.

Oynadığı karakterleri elbise askısı gibi üzerine giymedi, içselleştirdi.

Birbirinden farklı karakterlerin içinde o mu karakterlerin içine girmiştir karakterler mi onunla anlamlaşmıştır bilinmez ama mayasının ve hamurunun sağlam olduğunu defalarca ispatlamıştır.

Buna rağmen onun oyunculuğuna dair nedense hep eksik ifadeler yazılır çizilir ya da şimdilerde keşfedilmiş gibi konuşurlar.

Zaman zaman da manken fantezisi olan yorumcular izleyiciye gözlük önerir ki gözlüğe kimin ihtiyacı olduğunu artık sorgulamaya da gerek olmadığı fazlaca kanıtlanmıştır aslında.

Mimiklerini konuşturan ender isimlerden biriyseniz, oynadığınız rolü üzerine elbise askısı gibi giymeyip ona kendinizden bir şeyler katıyorsanız, her oynadığınız karakter birbirinden zıt ise, tek kalıp oynamıyorsanız, sizden yapılanı isteneni değil de karakteri anlayıp dışarı salıyorsanız ve izleyiciyi de inandırıyorsanız yaptığınız zaten gerçek oyunculuktur.

Engin Akyürek’te tam da bunu yapanlardan her ne kadar görmezden gelinse de. Dedim ya popüler olmak değil derdi magazine bulanmaksa hiç değil. Tüm bunları yapmadan kariyerinde yürüyen ender isimlerden biri seveni de haddinden fazla.

Özetle hem duruşuyla hem de oyunculuğuyla özel bir isim. Olması gerektiği gibi.

Ülkemizde tüm bunlar yeterince görülmese de görmesi gereken yerler görüyor nasılsa.

Kara Para Aşk her ne kadar eksik bulduğum bir iş olsa da oradaki Ömer komiser rolünü oynayan Engin Akyürek’in oyunculuğu eksik değildi. Bunu söylemeye bile gerek yok aslında aldığı ödülle kanıtlıyor zaten.

Haylaz polis, azıcık serseri, azıcık değerlerine bağlı, azıcık sisteme kafa tutan. Ne sevdiklerine ne de mesleğine yan bakmayan bir karakterdi bu karakteri canlandırırken performansıyla izleyeni de inandırdı jüriyi de. Kanıtı da dediğim gibi ortada.

Damla Sönmez’e gelirsek genç yaşına o kadar çok şey sığdırmış biri ki ne desek az onunla ilgili.  Tiyatro geçmişi aldığı eğitimler de cabası. Bir de sevimli sevimli halleri gönüllere kazınmış bir oyuncu. Yani o yetenek yarışmalarından ya da güzellik yarışmalarından çıkma değil. Ciddi bir eğitimle adım adım gelenlerden.  Magazine bulaşmadan kendi çaba ve başarısıyla.

Hani başta dedim ya oyunculuk da tek başına eğitim ya da tek başına güzellik yetmiyor diye. İşte her iki oyuncu bunun kanıtı.

Var olan yeteneklerinin üzerine farklı yollarla bir şeyler katıp yol almışlar. Kendi çaba ve emekleriyle aldıkları yolda bunun karşılığı olarak ödüllenmiş.

Ellerine, kendilerine, yüreklerine ve ülkemize yakışan ödülleriyle kazandıkları başarılarıyla gurur duyma zamanı şimdi kıyaslama ve ama arama zamanı değil.

Bize bayram tadında getirdikleri bu ödüller için her ikisini de yürekten kutlar şimdiden herkese iyi bayramlar dilerim.

 

oyatekin@gmail.com                                         

https://twitter.com/#!/oyatekin (@oyatekin)

http://yurthaber.mynet.com/yazarlar/tum/1/o.tekin35

http://blog.milliyet.com.tr/engin-akyurek-ve-damla-sonmez-in-aldiklari-odul-icimizi-isitti-/Blog/?BlogNo=510150

Oya Tekin/ Engelliler Haber ve Bilgi Portatalı Yaşadıkça.com köşe yazarı

BENZER HABERLER

YENİ HABERLER

© Copyright 2016 Medyabey. Tüm görsel ve metin kaynak hakları saklıdır. - bilgi@medyabey.com