Dizi sektörü “error”veriyor/OYA TEKİN

Türk televizyonculuğunda, iş ahlakı, medya etiği, yayıncılık ilkeleri, izleyici sorumluğunun neredeyse unutulduğu delik deşik edildiği bir dönem yaşıyoruz.

Bunun en büyük sebeplerinden biri medya patronlarının farklı sektörlerden geliyor olması durum böyle olunca da her türlü sömürüye açık ilkesiz faaliyetler zincirinin karşısında kalıyoruz.

Habercilikten tutunda eğlencesine kadar her alanı kapsayan ilkesizlik insana dair de sömürüye dönüştü.

Dizi setlerindeki aşırı çalışma koşullarından tutunda izleyiciye dayatılan uzun dizi ve eğlence programlarına kadar.

Sektör error veriyor ama duyan yok. Ölümleri bile umursamayacak kadar duyarsızlık almış başını gidiyor.

Bunun sadece görünen kısmı dizilerde çalışanlar olsa da televizyon sektöründe çalışan herkesin bundan fazlasıyla nasibini aldığını belirtmeliyim.

Böylesi bir ortamda ne sağlıklı haber, ne keyfi olan eğlence programı ne de kaliteli dizi yapılır.

Tüm bunları düzeltmek yerine her gün daha da kötüye giden bir hal içinde olmaları son dönemde izleyen cephesinde karşılık bulmaya başladı.

Yani bu oyunu yavaş yavaş izleyici bozuyor. Bunun çok da farkında olmasalar da gerçek bu.

Yapılan haberlere güvenmiyor örneğin.

Tartışma programı var haydi koşalım demiyor mesela.

Ya da şu Star’ın, yapımcının, yönetmenin dizisi başladı izleyelim demiyor.

Kanalların kendilerini yok saymasına, saçma sapan dayatmalarına, ilkesiz yayıncılığına, kamu sorumluluğunu unutmalarına tepki veriyor.

Veriyor vermesine de hala anlayan beri gelsin.

Denek edebiyatıyla kalan sağlar benimdir türküsüne devam.

İnsanların akşam saatlerinde günün stresinden kaçmak, biraz kafa dağıtmak amacıyla ekran başına geçtiği saatlerde en çok izlediği işlerin başında diziler geliyor malum.

Bir zamanlar ortalığı kasıp kavururken diziler şimdi ekrandan kaçırıyor izleyeni, nasıl kaçırmasın. Eskiden kaliteli seyirlerle keyif alınırdı. İki ayrı kuşakta seçenekleri vardı.

Sonra birden sektör uyanıyor. Dizilerin sonlarına doğru reytinglerin yükseldiğinin farkına varıyor. Ve beşer dakika beşer dakika derken 60 dakika’dan 120 dakikaya çıkıyor diziler. Şimdilerde üç saat tek diziyle günü kapatıyorlar.

Dayatmayla en az üç saatini harcayan izleyici karşılığını alamadığı gibi bir de bakıyor ki kanal diziyi kaldırmış.

Açıkçası ben senaryosunu yazsam televizyon sektörüne iş vermezdim.

Yani bir diziye kurban etmezdim hikâyemi.

Başı olan bir hikâyenin sonu yoksa her şeyi belirleyen patronlarsa benim yazarlığımın öykücülüğümün ya da adı her neyse sırf patronlar mutlu olsun diye editlenmiş haberciliğimin anlamı kalmıyorsa televizyon dünyasında işim ne derdim.

Para bende düdük de bende diyen bu zihniyete dur demenin vakti çoktan geldi de geçti. Sessiz yapımcılar, sessiz dernekler, sessiz yönetmenler ve sessiz oyuncular yüzünden bir tık ileri gidilmiyor.

Neden mi bahsediyorum. Finalsiz yayından kalkan dizilerden.

Reyting alamadı, para kazanamıyorum bitirdim diziyi hadi çöplüğe…

İş yapsın ya da yapmasın her dizi bir finali hak eder.

Eğer izleyiciden aldığı reytingler belirliyorsa bir diziyi her izleyici para veriyor anlamına gelir bu. Yani reklam verenler deneklerin sayılarına bakarak veriyorsa reklamı izleyen kazandırıyor demektir kanala.

Hatta TRT için faturalarda katkı payı ödüyor herkes.

O zaman bir bölüm de olsa tüketmiştir. Yani tüketicidir izleyici.

Düşünün bir televizyon üretiyorsunuz ama satışı düşük diye sırf alıcıyı cezalandırmak için kumandasını yapmıyorsunuz. Olabilir mi?

Ya da bir çamaşır makinesinin satışı düşük diye kurutma modu yok.

Sinema filminin tam ortasında seyircisi az diye kesebiliyor musunuz ya da?

Tüm bunlara cevap hayır olduğuna göre bir dizinin tüketeni izleyici ise o diziyi finalsiz yayından kaldırarak tüketiciye karşı sorumluluğunu yerine getirmemiş oluyorsunuz.

Üstelik burada mağdur olan sadece tüketen izleyici de değil.

Hikâye sahibi.

Onca zaman harcıyor ama finali olmadan çöpe.

İster bir bölüm olsun ister yüz bölüm finali çok gören kanallar tüketiciyi aldatmıştır, hikâye sahibini sömürmüştür, diğer emekçisini ise yok saymıştır.

Aslında bu noktada tüketici derneklerinin de söz hakkı olması gerektiğini düşünüyorum.

Zamanı çalınan izleyicinin hakları.

Ama en çok senaristler cephesindeki sessizliğe anlam veremiyorum.

En son örneklerini Bana Artık Hicran De, Kalp Hırsızı ve Bugünün Saraylısı’nda yaşadık.

Bana Artık Hicran De’nin kaldırılmasıyla geçmiş sezonda kaldırılan Vicdan dizisinin kaldırılması arasında pek bir fark yok. Kanalın senaryoya müdahale etme isteği, reytinglerin düşüklüğü vs sebeplerle günler önce verilen kararla izleyiciye bir finali çok gördüler. Oysaki bu kararı günler önce verenler isteseydi ki olması gereken de bu hikâyeyi toparlayıp bir bölüm finalle noktalarlardı. “Son bölüm bitirdik artık, finalsiz, alın bölümü yorun nereye bağlarsanız bağlayın ey izlemeyen seyirci size müstahak” der gibi. Ya izleyen?

Bunlar üç bölüm yedi bölümle tutmayacağına karar verilerek kaldırılanlar bir de önce tutup sonra kanalları hoşnut etmediği için finalsiz kaldırılanlar var ki onlar hepten saygısızlık.

En son örnekleri Kalp Hırsızı ve Bugünün Saraylısı dizileri.

Biri yaz dizisi yanılmıyorsam yedinci bölümde ipi çekildi diğeri ise geçen yıldan devam eden Bugünün Saraylısı 36. Bölümde bitmiş ama kimsenin haberi yok.

Yurt dışında yapılan işler sezonlara bölünerek yayınlanıyor kimisi yaz aylarında devam ediyor kimisi kış.

Bizdeyse ya tutarsa sezonu.

Kalp Hırsızı dizisi yaz dizisi olarak düşünülüp yaz sonu başladı ama kışa sarktı. Bildiğim kadarıyla ilk yayınlandığı gün ve saat diliminde de kanala getirisi iyiydi.

Kışa sarkınca beklenen karşılığı alamadı. O zaman neden yaz kıvamında bir işi kışa sarkıtırsınız. Kaldı ki yaz bu ülkede haziran ayı ile başlar eylül sonu gibi de biter.

Yani yola çıkarken yaz diyorsanız haziran da başlatıp eylül sezonuna kadar yayınlarsınız sonra da işin gidişatıyla gelecek sezonun yaz ayında kaldığı yerden devam edersiniz. Kış dizilerini nasıl eylülde başlatıp haziranda ara veriyorsanız, bu yaz dizileri için neden olmasın?

Ki doğrusu da eğrisi de bu.

Ama nerde biz de bu düşünce. Plansız programsız, ya tutarsadan başka bilmediğimiz iş yapma görüsüyle el yordamıyla öğrendiğimiz her işin bu sektörde de karşılığı bu.

Tutarsa kışın devam.

Tutmazsa final emek ne ki kaldır gitsin.

Tüm yaz dizilerinde olan biten yıllardır bu olmuştur ama artık olan biten ilkesizliğin durma noktası, yeniden düşünme vakti gelmedi mi?

Yurt dışına satışlar yapıyorsunuz bilmem kaç ülke şu bu, başka ülkelerden format alıyorsunuz ama bir de ilkelerini, yayın politikalarını alsanız keşke. Özellikle insana dair, insan odaklı ilkelerini. Ama nerde. Para nasıl kazanılır, insan nasıl sömürülür yeterli.

Bugünün Saraylısı dizisine bakalım bir de, kendisi gibi olanlara en güncel örnek çünkü.

İşler iyiyken devam işler kötüyken sen 36 bölüm kanala kazandırmışsın kime ne nasılsa yapıma yeni dizi yaptırırım o da umursamaz kaldıralım anlaşmasıyla izleyicinin son bölüm olduğunu bile bilmeden izlediği 36. bölümle noktala. Ne var ki.

Nasılsa hikâyede asıl olan soru Ayşen’in babasının kim olduğuydu öğrendi ve son.

E peki izleyicinin biteceğinden neden haberi yoktu?

Çünkü son bölüm getirisi kanalı hoşnut etmedi bu kadar yeter dedi ve bitti.

Bundan sonrası izleyicinin hayaline kalmış final de neymiş.

36 bölüm kanal para kazanmış reklam verenler denek sayılarına bakmış reklam vermiş kime ne?

Tek bölümle hikâyeyi toparlayıp final de yapmak neymiş?

Bu anlayışa dur denmediği sürece daha kaç 36 bölümlük dizi, daha kaç finalsiz iş sessizce rafa kalkacak sayısını biz bilmiyoruz. Bunda sadece kanallar suçlu değil yapım şirketleri de suçlu. Bu emek sömürüsünü durdurmanın zamanı çoktan geldi de geçiyor ama hala kimse elini taşın altına koymuyor.

İzleyici bir iş tutana kadar kim oynarsa oynasın, hangi yapım yapıyorsa yapsın ya da hangi yönetmen çekiyorsa çeksin beklemeyi seçti ve izlemiyor artık yeni işleri.

Bu konuda üzerine düşeni yapmaya hazır olduğunu gösteriyor bir bakıma.

Asıl üzerine düşeni yapması gereken sektörün önde gelenleri de artık kımıldasın.

Uzun dizi sürelerine, çalışma koşullarına ve onca zaman emek harcanan dizilerin finalsiz kaldırılmasına bir çözüm üretsinler.

Ne Vicdanlar, ne Hicranlar, ne Bugünün Saraylıları artık Kalp Hırsızı olmasınlar. Yeterince kalpler kırıldı insanlar sömürüldü.

Hem izleyen hem de emekçi için Avrupa normlarında bir ekran ve çalışma koşulları için artık düğmeye basın.

Denek edebiyatıyla bu işi çözemezsiniz çözüm kaliteli ve ilkeli yayıncılıktan geçiyor.

Daha fazla geç kaldığınızda ekran çöplüğe ve karanlığa gömülecek.

İnsansa eğer temeliniz önce insana yakışır yaşamı sağlamak gerek.

OYA TEKİN / MEDYABEY

 

BENZER HABERLER

YENİ HABERLER

© Copyright 2016 Medyabey. Tüm görsel ve metin kaynak hakları saklıdır. - bilgi@medyabey.com