BU DÜNYADAN M.ALİ BİRAND GEÇTİ

 

M.Ali Birand’ın vefatından sonra basının özellikle de TV camiyasının bu ünlü ve usta ismi hakkında değişik kesimlerin tepkilerini okuduk, izledik. Çok değişik çevreler onun ölümünün ardından üzüntülerini paylaştılar.

Farklı yelpazeden insanların tepkileri, Birand’ın hiç de kolay olmayan bir işi başardığını gösteriyor. Özellikle cenaze namazı öncesinde Teşvikiye Camii’nin avlusunda toplananların oluşturduğu manzara ve uzatılan mikrofonlara söylenenler bu sonucu teyid eder mahiyetteydi.

Peki ünlü gazeteci ve televizyoncunun geniş kesimlerce sevilmesi ve takdir edilmesinin arkasındaki sebep ya da sebepler nelerdi acaba?

Sadece Kanal D Ana Haber Bülteni’ni sunarken yaptığı gaflar değildi herhalde…

Onu yıllar önce TRT’de yaptığı 32.Gün’de dünyanın önemli ülkelerindeki kocaman makamları işgal eden adamlara soru sorarken hatırlıyorum. Sorduğu sorunun hemen sonrasındaki klasik görüntüsüyle yani eli çenesinde muhatabının yüzüne kilitlenen gözleriyle ve ciddi yüz ifadesiyle hala dün gibi hatırlıyorum..

* M.Ali Birand’ın en önemli özelliği bana göre “köşeli” bir insan olmamasıydı…Bir başka deyişle Birand’ın dünyasında “kırmızı çizgi”lere hiç yer yoktu…Ona göre herşey konuşulabilir, herşey tartışılabilirdi.

*M.Ali Birand,” karizmatik ekran yüzü” algısına hiç prim vermedi. Ekranda kimi durumlar karşısında tepki verirken hesap kitap yapmadı. “Ben büyük bir kanalın anchorman’iyim; şöyle davranmalıyım” tarzı stratejileri kendine yakıştırmadı. O an nasıl tepki vermek istediyse öyle tepkiler verdi. Bazen çocukça bazen de sıradan; ama samimi tepkilerdi bunlar…

*Hep beyefendilik sınırları içinde kalmayı tercih etti. Kimi isimlerle girdiği polemiklerde hiç bu tavrının dışına çıkmadı. Maksadını aşan ifadeler kullandığına hiç kimse şahit olmadı…

* Sorularını sorarken hep merak ettiği konuların cevabını almanın peşindeydi. Tuzak veya provokatif sorular hiç onun tarzı değildi.

*Ait olduğu çevre ve yaşam standartları itibarıyla tercih etmesi daha kolay olan aristokrat yaşamı seçmedi. Ulaşılmazı oynamadı. Örneğin, Facebook’ta tanımadığı kişilere arkadaş listesinde yer vermekten geri durmadı. Mesai arkadaşlarının söylediklerine bakılırsa Birand, iletişim kurulması, odasına girilmesi zor adamların sınıfında değildi.

*Tavrını “ben ve ekibim” şeklinde kısaca özetlemek mümkündü. Alışılageldik, herşeyi bilen “tek adam” triplerine hiç itibar etmedi..

*Yaptığı işe odaklanmaya çalışan bir görüntü verdi. Bu yolda kendisine yapılan eleştirileri çok fazla önemsemedi. Bildiğinin ve inandığının peşinden gitmeyi tercih etti. Bu tavrı zaman zaman kendisini zor durumlara düşürse bile sonuçlarına katlandı…

 

Aslında M.Ali Birand, anhcorman olarak değil bir TV programcısı olarak daha başarılıydı. Tarzı gereği büyük bir haber merkezinin geniş kadrosuyla rutini de içine alan haberlerin peşinden koşturmak onu çok da fazla karaterize eden bir durum değildi…Ama belki de yaşadığı sağlık sorunlarından beyin olarak sıyrılmak için daha yoğun bir koşuşturmayı seçmiş olabilir.

Hep yaptığı gaflarla adı anıldı. Oysa daha yakından bakıldığında en azından bazı gaflarının yaşadığı sağlık sorunlarının bir sonucu olduğu söylenebilirdi. Dil sürçmeleri ve yanlış telaffuzlar insana sanki “gaf”tan öte bir durum varmış izlenimi veriyordu.

Gazetecilik onu mutlu eden, heyecanlandıran bir işti. M.Ali Birand yaşamı boyunca kendisine yakışan mesleğin hakkını vererek yaptı.

O çok sevdiğimiz yeri dolar mı dolmaz mı tartışmasına hiç girmeyeceğim. Ama unutulmayacağı kesin…

M.Ali Birand’a Allahtan rahmet diliyorum…

ŞADAN KABA /MEDYABEY

https://twitter.com/Sadan_Kaba

 

 

BENZER HABERLER

YENİ HABERLER

© Copyright 2016 Medyabey. Tüm görsel ve metin kaynak hakları saklıdır. - bilgi@medyabey.com