BİZDEN GREY’S ANATOMY TADINDA BİR DİZİ ÇIKAR MI?

RICHARD KEITH, WINSTON STORY, TYMBERLEE CHANEL, KATHERINE HEIGL, GLORIA GARAYUA

Ah şu diziler…

Sürüklenip kapılma hissi benim için sanırım hep yabancı diziler konusunda geçerli olacak.

Gençliğimizdeki hatta hatta daha önceki Türk dizilerini saymazsam tabii.

Geçmiş Bahar Mimozaları, Acımak, Parmak Damgası, Dünden Sonra Yarından Önce…

Bu kısmı derin bir nostalji.

Tarafsız davranamayacağım ben bir “Grey’s Anatomy” müptelasıyım.

İlk bölümünden itibaren tekrarlarını bile teker teker izledim.

Hem, Digiturk’ te – Digiturk’ ün tekrarlamasından şikayet etmediğim nadir yayınlarından biridir bu dizi. Yurtdışında veya nerede olursam olayım…

9. Sezon başlayana kadar tesbih çeker gibi gün saydım.

O hastanede beni kaybediyorlar senaristler. Kendimi Steven Spielberg’in üvey kızının oynadığı Arizona’nın travmasını derinden hissederken buluveriyorum.

“Meredith” ise kız kardeşim olmalıydı. Güç ve dirayet timsali…

Tüyo vermemek için izlememiş olması muhtemel hayranlarına “Sloan” dan bahsetmeyeceğim.

Ya da gözleri, kaşları tüm ifadesiyle beni kendine hayran bırakan gencecik “Lexie”yi…

Çocukların her fırsatta gösterilmediği çocuklu insanların, doktorların ve hastaların arasında geçen… Sağlık konusunda iddialı değilim, lakin bir nebze de olsa bilgilendiren bir yapımı izlerken dünyayı unutuyorum.

Bir bölümde apandektomi (sanırım tıpta apandist ameliyatına böyle diyorlar benim doktorlarım da demişti ) sırasında uzman doktorlar dikişi kapatamayınca hemşire müdahale etmişti de çok gülmüştüm.

İki gün sonra GATA’ da apandist ameliyatına girerken buldum kendimi.

İşte bu yapım insanı o derece içselleştirilebiliyor.  Naif bir deney olmaktan çıktı ve artık dünyanın sabırsızlıkla beklediği sezon premierleri, oyuncu ve yapımcı röportajlarıyla sosyal medyada öne çıkan bir “serial” haline geldi.

greys-anatomy1

Yok, hayır.. Bana o soruyu sorduramazsınız!

İzmirlilerin deyimiyle belki “klorak” kokuyordur koridorları, o kadarını bilemeyeceğim. Bununla birlikte emek, yardımcı oyuncuların başarısı, konuk oyuncuların başarılı seçimi, oyuncuların birbirlerinden rol “çalmamaları” sahne dengeleri, gerilim, herşey gerektiği dozda.

İnsani dozda.

İzlemeye değecek oranda.

8. Sezon finalini izlerken ağlamaktan içim buruldu. Yeni sezonda da ilk iki bölüm gözlerimi epey acıttı.

Bu demagojiden, ajitasyondan değil, benimsemekten kaynaklanıyor. Bu noktaya dikkatinizi çekerim; çünkü “oynamayan” orada olan ve yaşayan bir hastanenin bireyleriyle ilgili düşünceleriniz var, hisleriniz var bir yerde.

Bu kendiliğinden gelişiyor.

Tamam itiraf ediyorum arada çok fark var,  bizde ağlayan, ağlatılan üstünden düzinelerce bölüm akıtılan çocuklar kadınlar var.

Bin yıllara yayılan yüzyıllar var. Geçmek bilmiyor. Sevgili Meral Okay’ın mirası..  Bir Bulut Olsam’ dan sonra – öncesinde, tam anında ve sonrasında – özgün olmayı başarabilmiş “nadir”lerimizdendi.

Grey’s Anatomy dozunda gerilimi, mizahı, duygusallığı, bekleyişleri, sürüncemeleriyle kıvamlı.

Bana başka bir şey izleme fırsatı bırakmıyor desem yeridir.

Sosyal medyadaki ahbaplarımda da müptelaları mevcut.

Üniversite mezunu, elif mertek bilen, hepsi iyi birer izleyici olan arkadaşlar bunlar.

Onlar da benim ve dünyadaki nice benzerlerim gibi bu insani, hayat dolu, hayatla ilgili,  idealizmi, gerektiği anda gerekli kavramları irdeleyen, aşk, küskünlük, hayat mücadelesi dolu bu diziyi seviyorlar.

İşin sırrını anlamadım gitti.

Tamam yukarıda soramadığım o soruyu soruyorum: Bizim yapımlarımızla Grey’s Anatomy arasında ne fark var?

Sıradan insanları ailemizden biri haline getirebilen yapımlar varken bilindik şöhretlerden oluşan kadrolar niye bize daha yabancı?

 

 BAHAR ŞAR / MEDYABEY

 

 

 

 

BENZER HABERLER

YENİ HABERLER

© Copyright 2016 Medyabey. Tüm görsel ve metin kaynak hakları saklıdır. - bilgi@medyabey.com