Bana Artık Hicran De’ye yazık oldu/OYA TEKİN

Ülke iç savaşa sürüklenmek istenirken, olanları ve nedenlerini görmezden gelip, haberini dahi yapmayan, yapsa bile paket haber mantığı içinde veren penguen basını ellerinden gelse haberleri de kaldırıp vur patlasın çal oynasın yola devam edecekler.

Maksat uyusun da büyüsün toplum yaratmak. Orda ne oluyor sorusunu sormak yerine Yaman ne yaptı, Mira ne yapacak sorularını sordurmak. Bir zamanlar Ceyar ( J.R ) ne yaptı, Sue Ellen neden içiyor sorularını sordurduğu gibi.

Uyuş “Türkiyem” uyuş.

İşte tam da bu noktada yeni denek sistemi hesapları bozdu.

Ne samanı ne Yaman’ı yemiyoruz dercesine son iki yıldır dizileri reddetmeye başladı izleyici.

Ne versek izlerler diyenlere; “o iş o kadar kolay değil”-in Türkçesi izlemiyoruz ekranınız sizin olsun demeye başladılar.

İster pahalı yapımlar olsun, ister basit sıradan yapımlar olsun izleyici cephesinde karşılık bulamaz oldu.

Özellikle bu yıl eylül ayıyla başlayan yeni sezonda neredeyse ortaya sürülen hiçbir iş gün birincisi olamadı. Sezona giren iddialı yapımlar yerine izleyici eski alışkanlıklarına devam etti.

Hal böyle olunca da karşılığını alamayan kanallar sürdükleri yapımları kaldırmaya başladılar sırayla.

Tabi bu durumda kurunun yanında yaş da yandı haliyle.

Bana Artık Hicran De dizisi de bunlardan biri.

Işık değişimleriyle, ya da ışığa etki eden elemanların değişimiyle özellikler kazanan ışıklı resim sanatı vitray gibi bir anlatıma sahip bir diziydi Bana Artık Hicran De dizisi. Ne yazık ki Hicran’a Hicran diyemeden Kanal D ipini çekti.

Bu hafta yayınlanacak olan 4. bölümüyle ekranlara veda edecek.

Hicran’ın reytingi yükselir de geri atım atalar mı umudu taşınsa da hiç sanmıyorum.

Çünkü izleyicinin kulağına bir kere kar suyu kaçmasın nasılsa bitecek neden zaman harcayım diyecek ve zaten deneklerin kime hizmet ettiğini bilmediğimiz bir ölçüm sisteminde de tek bölümle uçmasını beklemek hayalcilik olur.

Kaldı ki Kanal D işi zaten önemseseydi diziyi pazar akşamına almaz yeterli tanıtımını da yapardı.

Doğru dürüst halka ulaştırmadan üçüncü bölümde idam fermanını kestiği bir diziyi kendi bünyesinde bu saatten sonra barındırmaz.

Zaten baştan umut bağlasaydı diziye sırada onca iş bekletmez Hicran’ı bekletirdi elindekileri sürerdi ekrana.

Bir diziye üç bölüm biçeceksin sonrada “e ne yapalım izleyici sevmedi” diyeceksin.

Kanallar para kazanmadıkları sürece bir işi neden elinde tutsun hacı baba tekkesi değil ki değil mi?

Evet, düz mantıkla durum bundan ibaret. Ancak bir gerçekte var ki bazı işler doğası gereği hikâye açıldıkça izleyiciyi ekrana çeker.

Bana Artık Hicran De’nin pazar akşamı en yakın rakibi, O Hayat Benim buna en güzel örnektir aslında.

İlk yayına girdiğinde dizi öyle reyting şampiyonu falan değildi. Hikâye açıldıkça pazar akşamında kendine yer edindi. Ve bu yılda pazar benim dedi.

Kanal arkasında durdu, işe inandı. Zaman tanıdı. Sonucunda da semeresini aldı.

Ama Kanal D hiçbir dizisine bu zamanı tanımıyor bunu yeni reyting sisteminin gelmesiyle birlikte daha acımasız yapar oldu. Hatta iyi giden işin bile günüyle oynayıp bir süre sonrada reytingi gerekçe gösterip yayından kaldırıyor.

Yine Lale Devri örneği Show’da yerlerde sürünen dizi Fox’a geçti bir süre sonra da dört sezon boyunca cumartesilerin tozunu attırdı.

Yani bazı işlere zaman vermek zorundasınız. Hicran da o işlerden biri. Yapımın kanalla nasıl bir anlaşması var bilemem ama kanal değiştirir ve de daha çok tanıtırlarsa dizi Bana Artık Hicran De gelecek vadeden bir iş bence.

Bilindik bir hikâye gibi görünse de naif bir dili var. Karakterlerin iç sorgularında, olayların akışında kullanılan dil bugünlerde mumla aranılan erdemin dili. Hal böyle olunca da entrikalardan arınık bir dizi izliyorsunuz.

Ayrıca kullanılan teknikler ve etkileyici çekimlerse bambaşka bir keyif. Bir kazanın saniye saniye yansıtılması beraberinde sizi de içine alması gibi.

Ve her bir karakter özenle seçilmiş yerli yerine oturmuş.

Özellikle Hicran’a hayat veren Aslı Enver. Açıkçası Aslı Enver’in bu kadar iyi oyunculuk sergilediğini bilmezdim. Hicran’ın o kırılgan dünyasına öyle güzel sokuyor ki izleyiciyi. Onun iç çatışmalarını, çocuksu dünyasını, aşka düşmüş genç kız hallerini ve renklerin dünyasında kayboluşunu. Karaktere hayat verirken bazıları gibi elbise askısı gibi taşımıyor rolü Hicran’ın kendisi olmuş adeta. Yani karakterle bütünleşmiş. Özetle Aslı Enver, Hicran; Hicran’da Aslı Enver olmuş.

Sinan karakterine hayat veren Buğra Gülsoy’u ise Unutulmaz dizisi ile tanıdım farklı bir enerjisi var. Bu tür karakterleri çok iyi yüklüyor üzerine. Su gibi oyunculuk denir ya öylelerinden. Burada yetim Sinan’ı canlandırıyor. Geçmişin acılarını unutmak istercesine hayatı tiye alan adam.

 

Alican Yücesoy ise Murat karakterine hayat veriyor. Sistemin şekillendirdiği adam. Gücün yanında, güçsüz adam. Şubat dizisinde Şubat’a hayat veren oyuncu için ne desem bilemiyorum. Belki oradaki oyunculuk performansı çok uçlardaydı o yüzden herkesin üzerine giyebileceği Murat rolünde gerideymiş gibi gelse de oyunculuğunu Şubat’ta fazlasıyla kanıtlamış bir oyuncu Yücesoy. Oyuncu gibi oyuncu yani özetle.

Ve Nadir Karabacak. Kamyoncu Nazif. Gözleriyle, bakışlarıyla oynayan adam. O hep ekranda olsun dediğimiz oyunculardan.

Kısacası her bir karakter özenle seçilmiş, oyuncuların yükledikleriyle yeni anlamlar kazanmış, inandırıcılığı hem senaryosunda hem oyuncularıyla birleşmiş yönetmenin yarattığı dünyayla bütünleşmiş bir dizi Bana Artık Hicran De dizisi.

İzleyiciyi kurdukları dünyanın içine yavaş yavaş alıyor.

Diğer dizilerden ayrıldığı nokta da bu. Hızla değil yavaş yavaş.

Bu kadar yavaşlığı izleyici kabul etmedi, kanal da sabretmedi teziyle hop çöplüğe yollayalım düşüncesi sektörün ipini kendi elleriyle çekmektir bana göre.

Zira ortada ya tutarsa zihniyetiyle iş yapmak anlayışının hakim olduğu bir dönemi yaşıyoruz.

Oysa eskiden sezona damgasını vuracak işin her ayrıntısı ince elenir sık dokunurdu ve o iş gerçekten sezona damgasını vururdu.

Bu yıl tüm işlere baktığımızda çift rakamlara ulaşan tek dizi var o da Karagül. Diğer dizilerin ortalamaları beş ve altı arasında.

Birçok kanal 3-4 ile bile dizilerine devam ederken Kanal D illa da sekizi yakalamak istiyorsa nafile.

Bu yıl sezona soktuğu ve sokacağı tüm işlerin hiçbiri sekizi alamaz gün birincisi de olamaz.

Yurt dışından Star’da getirse bu böyle.

Hazır iş Kurtlar Vadisi dışında bir Küçük Ağası var ki o da geçen yıl aldığı reytingin epey altında sonuçlarda.

Çok basit örnekle Doktorlar dizisinden yola çıkılarak yapılan Hayat Yolunda Benim Adım Gültepe’nin aldığı reytinglere ulaşabildi mi?

Hayır.

Üstelik ilk bölüme yansıyan reytinglerin bir kısmı meraktır onu bile göremedi dizi. Tanıtımlarından bile bu sonucu alacağını anlamışken bizler Kanal D’nin yıllarını veren yöneticilerinin anlamaması da pek inandırıcı değil ya neyse. Yine Benim Adım Gültepe’nin çarşamba birincisi olamayacağını anladığım gibi.

Pazar akşamı yayına sokacağı Urfalıyam Ezelden dizisi için ise diziyi pazar akşamı yayınlamakla yine hata ediliyor düşüncesindeyim.

Kadrosu da hikâyesi de güçlü bir dizi ama pazar akşamı o diziye yakışan bir gün değil. Sıralamada bir yer edinir ama daha üst sıralarda yer alabilecek bir iş.

Bu yüzden dizinin akşamı pazar olmamalıydı tıpkı Bana Artık Hicran De dizisi gibi.

Pazar dizilerini izleyen izleyici; düşündüren, sorgulatan, yavaş yavaş içine alan işleri izlemez. Daha çok hızla içine alan, dili anlaşılır işlere açıktır. Ki düne kadar pazar akşamlarında diziler yer almazdı. Eğlence ve spor programları hakimdi. İzleyicinin bu alışkanlığını kırmak o kadar kolay değil. Malum deneklerinde alışkanlıkları aynıymış sonuçlara bakınca bu rahatlıkla görülüyor.

Bizim buradan gördüklerimizi kanal yöneticileri neden görmüyor ya da görüyor da işlerine mi gelmiyor gerçekten anlamakta zorlanıyorum artık.

İzleyicin televizyondan hızla uzaklaştığı bir dönem yaşıyoruz. Bunun nedenini her ne kadar yeni deneklere bağlasalar da ben nedeni değil sonucu olduğunu düşünüyorum.

Ve gelinen noktada çözüm üretmek yerine çözümsüzlüğü körüklüyorlar adeta.

İki ayrı yayın kuşağı yaratılmazsa reklamcıların ilgisi çekilmezse yurt dışına da dizi üretemez hale gelecekler bunun ne kadar farkındalar.

Bindiği dalı kesmek bu olsa gerek. Ülkenin bugünlerde kendi içinde yaşadığı kargaşaya baktığımızda da durumun farklı olmadığını görüyoruz.

Sorunlar hep ötelendi, üstü örtüldü küçük bir kıvılcımla da patlak verdi. Bugün sürüklendiğimiz yerin 70’li yıllarda yaşanılanlardan farkı yok. Yine yönetenlerin yönetemeyişinden kaynaklı pazarlıklara kilitlenmiş bir Türkiye.

Yayıncılık sektörünün kendisi gibi. Hep halının altına süpürülüyor sorunlar nedeni içerde ve kendinde aramak yerine kolay olan seçiliyor. Pazarlıklara dayalı yayıncılık yapılıyor.

Tutmadı kaldır gitsin yenisi gelsin. O da tutmadı yenisi.

Bir gün elde yeni kalacak mı işte ona cevap henüz yok ama görünen köy bugünden bağırıyor. Entrikasız dizi tutmaz serumu aşılanmak isteniyor tıpkı savaşsız barış olmaz şırıngası gibi ama atlanılan bir gerçek entrikasız dizileri ölçen entrikalı denekler Türkiye’nin yansıması değil. Kısacası Yeni Türkiye mayası tutmuyor…

Eski reflekslerle bu maya tutar mı tutmaz tabii.

Kısacası reytingler bahanesi işin mesele hatırlar gönüller kırılmasın sözler tutulsun toplum şekillensin. Tabi tutarsa…

OYA TEKİN/MEDYABEY

masaustu
mobil

BENZER HABERLER

YENİ HABERLER

© Copyright 2016 Medyabey. Tüm görsel ve metin kaynak hakları saklıdır. - bilgi@medyabey.com