Aşk Yeniden’in sevilmesinin nedeni…

JALE ŞEN / MEDYABEY

http://jeansmisin.com

https://twitter.com/bittereniyisi

 

Ve işte yeniden huzurlarınızdayım!

Bir ay dört gündür yoktum buralarda. Bizim evdeki ergen adayı Kuzey paşanın Teog sınavına hızlandırılmış takviye turlarındaydım. Sınav yarın ve diğer gün. Kuzey de ben de bu akşamdan özgürlüğümüzü ilan ettik. Bu akşam onun akşamı! Hamburgerler gelsin, dondurmalar gitsin. Kekler, koka kolalar…Biraz bunalttım galiba çocuğu, en sonunda kovdu beni; ‘’ anne yaa Aşk Yeniden yok muydu bu akşam’’ dedi! Yine yaranamadım (uyuz olmuş hissediyor).

Aşk ve yazı Yeniden!

Ara verdim ya ben, şimdi bir yazasım var bir yazasım varrr. Bir de dizi izleyesim var deli gibi. Hızlandırılmış dizi izleme günlerime girdim ya hemen Aşk Yeniden’le başladım turuma.

İlk bölümünden bu yana fazlaca severek takibindeyim bu dizinin. Özge Özpirinççi ve Buğra Gülsoy dizilerdeki süper ikili kategorime cuk oturdular. İkisinin de apayrı bir sevimliliği ve ekrandan izleyiciye geçen (entel eleştirmenler gibi yazdım idare ediverin)bir enerjileri var. Dizi sevildi. Salı’nın ‘as’ı oldu. Niye peki? Bi soruverin hele niyeee?

Aşk Yeniden’de benim en hoşlandığım durum dizide her karakterin ayrı ayrı başrol olması. Yan karakterler öyle iyi seçilmiş ve öyle sahici oynuyorlar ki kim başroldeydi kim yan rolde hepsi birbirine giriyor. Bu hal de hem diziyi hem de izleyeni yormuyor. İçinde insana dair kaba, kibar, şaşkın, çoğu zaman arızalı hallerin de olması, aslında bizi bize göstermesi diziye yakınlaşmamıza sebep oluyor. Gün içindeki ‘yapaylıklarımız’dan, ‘sahteliklerimiz’den, ‘kibar olacağız diye kasıp durmamızdan’ kaçış belki Aşk Yeniden. ‘Olmak isteyip de olamadığımız’ insanlar oluveriyoruz diziyle beraber. Eğleniyoruz, gülüyoruz da ayrıca.

Ve bir de tabii, aşk var içinde Aşk Yeniden’in. Özlediğimiz, o eski Münir Özkul’lu Adile Naşit’li, Tarık Akan’lı, Gülşen Bubikoğlu’lu Yeşilçam filmlerindeki o içten, samimi sevgiyi görüyoruz Fatih’te. Eymeden, bükmeden, içten seviyor Fatih Zeynep’i. Beceriksiz, içine girdiği işi yüzüne gözüne bulaştıran, telaşlı, aceleci, şaşkın Zeynep’i öylece seviyor Fatih. Zeynep’in başkasından olan oğlunu sahiplenecek kadar gönlü açık bir Fatih. Şimdi bu tür azaldığından olacak Fatih gibi sevdiceğini sahiplenen bir adamı ve ikisinin arasındaki o saf ilişkiyi izlemek bizleri rahatlatıyor.

E bir de Selim var tabii! Son birkaç sezondur dizilere bebek, çocuk yerleştirmek senaristlerin hoşuna gitti. Gideri var çünkü. Dedeler, ananeler, babaanneler ‘‘ayyyy bizim toruna benziyoo’’ diye haykıraraktan televizyon camıyla iletişime geçiyorlar. Torun uzaktaysa bu haykırışlar ağlamaya dönebiliyor bir zaman sonra, e onlara da yapacak bir şey yok artık.

Tek fazlaca duran şeyse Ayfer!

Dizi güzel hoş, meht ettim tamam da son iki bölümdür Ayfer karakteri biraz abartılı gelmeye başladı bana. Sahneleri fazlaca uzun tutuluyor. Gerek yoktu Ayfer’i bu kadar öne çıkartmaya. Yan roller beslensin ama nolursunuz Ayfer biraz geri dursun!

Biraz da Zeynep için aslında…

Evet ben biraz da hatta birazdan biraz daha çokça Özge Özpirinççi (Zeynep) için seyrediyorum diziyi. Onun o sarsak, şaşkın hallerini izlemek ayrıca hoşuma gidiyor. Özge şimdiye kadar oynadığı tüm karakterler içinde en çok bu role yakıştı.

Belirtmeden edemeyeceğim…

Bendeki bu ‘karakter için diziyi izleme durumu’ şimdi pek çok seyircide var. Paramparça ‘Keriman’ için izleniyor biraz da mesela. Poyraz Karayel’de Poyraz ayrı dursun tamam, Sefer ve Zülfikar da ayrıca bir etken izlemek için. Karagül’de hem gıcık olup hem de sevdiğimiz Kendal var örneğin. Ve elbette O Hayat Benim’de de diziyi götüren iki isim var; Nuran ve Efsun. Nuran yandı, bitti, kül oldu. Yeşim Ceren Bozoğlu feci iyi oynuyordu. Diziyi sürekli izlemediğim halde bazı haftalar sırf Nuran’ın o hallerini görüp gülmek için geçiyordum televizyonun başına. Efsun zaten efsane! Onun her sahnesinde parçalara bölünüp tekrar birleşiyordum ben gülmekten. Olmak isteyip de olamadığımız, o içimizde saklı duran ‘lümpen’ tarafımız Efsun bizlerin. Çoğu zaman gün içinde karşımıza çıkıveren geri zekalılara söyleyemediklerimizin gerçeğe dönmüş hali Efsun’un ağzından çıkanlar. Bizim yerimize o söylüyor her şeyi. Rahatlatıcı değil mi?

Arada film de izledim tabii.

Angelina Jolie’nin yönetmenliğini yaptığı (senaryo ekibinde Joel –Ethan Coen kardeşlerin olması da katkı olmuştur mutlaka diye düşünmekteyim) Unbroken Boyun Eğmez’i izledim hafta sonu. Gerçek bir hikayeden uyarlanmış olan film 2. Dünya Savaşı’nda Japon’lara esir düşen ABD askerlerinin gördüğü işkenceleri anlatıyor. Başrole konu olan  Louis Zamperini’nin her ne kadar Dünya Olimpiyatları’ndaki başarısı, dünyanın tanıdığı bir atlet oluncaya dek yaşadıkları filan çarpıcı olsa da ben pek etkileyici bulmadım filmi. Listeye eklemesen de olur yani. Hep beğendiklerimi sizlerle paylaşacak değilim ya bu sefer de sevmediğimi çıtlatayım dedim. Angelina’yı kıskanmış da olabilirim tabii!

Veeee…

Yarınki TEOG sınavında tüm çilekeş evlatlarımıza zihin açıklığı diliyorum. Okunmuş pirinçlerinizi yutmayı unutmayın!

BENZER HABERLER

YENİ HABERLER

© Copyright 2016 Medyabey. Tüm görsel ve metin kaynak hakları saklıdır. - bilgi@medyabey.com