ANLAMLARI YİTİRDİK ARTIK DEĞİL Mi?

”Ruhunu gördüğüm zaman gözlerini de yapacağım” demişti, büyük aşkı Jeanne’sini resmederken onun gözlerinin yerine derin boşlukları konduran ressam Modigliani. Ve dönemin en iyi ressamlarının eserlerinin yarıştığı salonda Modigliani’nin ”Jeanne” isimli tablosunun üzerindeki örtü alındığında gördüğümüz şey yemyeşil gözler oldu. Jeanne ağlarken ben de bu yanda içim sızlayarak baktım o sahneye ve uzunca bir müddet öylece kalakaldım. Düşündüm sonra. Bir erkeğin sevdiği kadına nasıl baktığının, baktığında ne gördüğünün anlamını…
”Anlamları” yitirdik artık değil mi? Yazarken bile tırnak içine alıyorum baksanıza, durum bu kadar vahim yani. Sözde seviyoruz, sözde mutlu oluyoruz, üzülüyoruz, kahroluyoruz ama aslında hiç bir şey olduğu yok. Unutuyoruz çünkü. Arkamıza bakmadan öylece bodoslama önümüze bakıyoruz. Görmeden, bakmadan, bilmeden yaşıyoruz. Halbuki her bir duygunun dibine vura vura yaşamak ne güzel olurdu…
Bugün izlediğim, 2004 yılı yapımı Modigliani filmini izlerken düşündüklerim bunlar. Mick Davis’in yönetmenliğinde çekilen filmin başrolünde, benim ”bayıldığım aktörler” listemde Sean Penn’den sonra gelen Andy Garcia var. Garcia’ya hayran hayran bakarken filmde bir yandan da Modigliani imzalı gözleri olmayan kadın tablolarını izlemek muhteşemdi. Pablo Picasso’yla Modi arasındaki ezeli rekabette bile salonda Jeanne tablosu açıkta kaldığında ilk alkışlayanın Picasso olması beni başka duygulara götürdü.
Karısı Jeanne, Modi öldüğünde ”artık resim yapamayacaksın ve ölüm sana geldiğinde Modi’nin ismini fısıldayacaksın” demişti Picasso’ya. Ve sonrasında evine dönüp kızının kulağına eğilip ”her yerde benim ve babanın sevgisini hissedeceksin” dedikten sonra karnındaki bebekle birlikte o da Modi’sinin yanına koşmuştu intihar ederek.
Amedeo_Modigliani
Filmin güzelliğinin yanında Guy Farley’e ait müzikleri de muhteşem. Yazımı yazarken şu an dinlediğim üzere Angeli özellikle muhteşem. Listeye ekleyin Modigliani’yi.
Son zamanlarda… Ayıla bayıla okuduğum Hakan Günday’ın Daha’sı bitti. Azil’den sonra Günday’ın kitaplarına dadanan ben biraz terstenmiş gibi gözükebilir ama ilk kitabı Kinyas ve Kayra’yı okumaya başladım. Hani Çağan Irmak’ın “Tamam mıyız?” filmine de esin olan kitap.
Kitapları kalın ve ince olarak iki sınıfa ayıran, ”çok kalın bu kitap ben okumam” diyen gruptansanız eğer, Kinyas ve Kayra’ya yanaşmayabilirsiniz tabii ama elinize bir kez aldığınızda kaç sayfa olduğunun esas o zaman önemi ortaya çıkıyor, bitsin istemiyorsunuz çünkü.
Ve… National Geografic People’da yaşamlarını değiştiren insanlarla ilgili belgeseller yayınlanıyor. Tatilini Meksika’nın Tulum şehrinde geçirip oraya hayran kalıp sonrasında Amerika’daki işini ve evini bırakıp Tulum’a yerleşmeye karar veren kadını ağzım açık izledim. Tulum’da kendine yepyeni bir yaşam kuran bu kadın nasıl da mutlu olduğunu anlattıkça ben bizlerin şuradan şuraya popolarımızı kaldırıp gitmediğimizi düşünüp hayıflandım.
Tüm hayatını emekliliğinde yapacaklarına endekslemiş bizim gibi çalışanlar için gıptayla izlenecek hayatlar var Nat.Geo. People’de. İzleyin siz de benim gibi uyuz olun sonra…

BENZER HABERLER

YENİ HABERLER

© Copyright 2016 Medyabey. Tüm görsel ve metin kaynak hakları saklıdır. - bilgi@medyabey.com