“Acun Ilıcalı, bana çalışkanlığı ve samimi iletişimi çağrıştırıyor”

Son yılların en gözde alanlarından biri de kişisel gelişim. Yıllarını bu alana veren ve konusunda yetkinleşen bir kişisel gelişim uzmanının TV dünyasına, dizilere ilişkin görüşlerinin ilginç olabileceğini düşündük.

Hipnoterapist ve farkındalık eğitmeni Güler Pınarbaşı ile okurlarımız için ilginç olduğuna inandığımız bir röportaj gerçekleştirdik.

Size genel olarak kişisel gelişimci diyebiliriz sanırım; tam olarak ne yaptığınızı öğrenebilir miyim?

– Kendimi bir ‘ci’ olarak tanımlayacaksam, ‘YOLCU’ diye tanımlarım tabii yoldayken kişisel olarak gelişmek bir sonuç. 2000 yılından bu yana yaşama sanatında farkındalık konusunu irdeliyorum. O tarihten bu yana halen yayında olan bu konuda bir dergimiz var. Adı; 3. Göz. Amacımız bu niyetle çıktığımız yolda fark ettiklerimizi paylaşmaktı. Unutmuşuz önemli bilgileri çünkü; değerleri, sevgiyi, mucizeleri, paylaşmayı…

Yaptığınız iş size göre neden önemli?

– Önemli, çünkü benim daha tatminkar bir hayat yaşamamı sağladı. Uzun yıllar benim kadar mutsuz yaşamış bir insanın hayatına çok anlam kattı. Fiziksel dünyadan çok sıkılmıştım. Bu sıkıntımı geçirmeye çalışırken metafizik bilgilerine rastladım, anladım, öğrendim ve öğretiyorum… Bana göre anlamlı bir dünya işiyle uğraşıyorum. Farkediyorum, fark ettiklerimi paylaşarak bu unutulan değerleri hatırlatıyorum.

 

Medya yaptığınız işin neresinde duruyor? Sonuçta medyanın az veya çok şekillendirdiği insanlar size danışmak istiyor…
– Medya önemli aslında. Bizim konularla medyanın şekillendirmesine ihtiyaç duyan insanlar ilgilenmiyor. Kafası karışan, Kendi özünü ortaya çıkarmak isteyen kişiler bize danışıyor. Tabii medyanın şekillendirdiği kişilere de dokunabilsek süper olur. Negatif hipnozdan çıkmış olurlar. Çünkü biz insana (ve her türlü canlıya) saygıyı ve güveni anlatıyoruz. Bu mantıkta düşünürsek kimseyi şekillendirmek gibi bir gayemiz yok. Öğretmek de değil yaptığımız; kendine ait olmayan bir şeklin içinde yaşamak zorunda kalanları uyandırmak, sadece unuttuğunu hatırlatmak!

Çokça TV izleyen bir milletiz. Sizin alanınız itibarıyla bunun bir dezavantajından bahsedebilir miyiz? İnsanların çok TV izlemesinin sakıncaları olabilir mi?

– Evet, çok izleyici bir milletiz. Bir süre vazgeçsem de ben de dizilere dalabiliyorum. Eğer kişi, kişiliğinin şekil almasını TV’deki karakterleri rol model alarak geliştiriyorsa bu iyi değil tabii. Farkında, izlemiyorsa da aktarılanlar bilinçaltı kodlamalar yapabilir. Çok acıklı ve entrikalı karakterler gerekiyor senaryoda ilgiyi canlı tutmak için. Ben küçükken seyrettiklerimi gerçek sanıp, ağlardım. Hatırlıyorum, annem babam kulağıma “ O bir film, ağlama kızım” diye fısıldarlardı… Hayat da bir film değil mi? Çok gerçekmiş gibi görünen bir illüzyon dünyasında yaşıyoruz aslında. Acı duyduklarımız bir sanrı, kaybettiklerimiz de… Ben hiçbir şeyi kaybetmediğimize inananlardanım. Sadece o zaman bizimleyken sahip olduğumuz şey, kişi, durum, madde dönüşüyor ve zamanı gelince görünmez oluyor. Doğum gibi, ölüm gibi. Var ve yok. Bunu tam algıladıktan sonra mutluluğunuz daim oluyor. Ya da huzurunuz diyeyim. Çünkü mutluluk da inişli çıkışlı. Ama huzuru tam anlayınca bir daha gereksiz yere huzursuzluk yaşatmıyorsun kendine. Geçmişe takılmaktan vazgeçip, gelecekten endişe duymayı bırakınca üstümüzden büyük bir yük kalkıyor!

-Medya ve de özellikle TV insanı değiştiren ya da dönüştüren bir aygıt. TV, bizim kodlarımızla oynuyor mu sizce? Bu konuyu biraz açabilir misiniz?

– Eğer farkında izlemiyorsak oynuyor elbette. Duygu durumlarımıza inanılmaz etki ediyor. Haberleri izlerken çok üzülüyordum mesela. Ki ben, farkında izleyenlerdenim güya. Kaçırabiliyorum dikkatimi. Halbuki o haberler hep var. Ne zamandan beri trafikte dikkatsizlikten yapılan kazalar, ölenler var; şehit askerler hep var, katiller hep var, terör gerçekliğinde dağda çarpışmada ölen ve öldürülenler var. Hayat iki zıt kutubun yansıması. Hep de olacak o zaman. Bunu biliyorum ama yine de bir şey izlerken o duygu duruma girmiş olabiliyorum. Nasıl ki; neşeli bir film seyrederken gülmeyeceğim desen bile kendini tutamıyor, gülüyorsun, aynısı acıklı veya korku ya da gerilim filmleri için de geçerli. Çünkü duygusal varlıklarız. Sürekli etkileşim içindeyiz.

Özellikle diziler Türk halkının TV ‘deki tercihi açısından olmazsa olmazı… Yıllardır bu durum değişmedi. Dizilere nasıl bakıyorsunuz? Diziler ve orada gördüğümüz karakterler ne derece masum sizce?

– Ne yalan söyleyeyim, ben de seviyorum yerli dizisi izlemeyi. Hatta sıkı takip ettiğim dizilerim var. Paramparça, Kara Para Aşk, Kocamın Ailesi, Poyraz Karayel, Med Cezir, Karagül, Güllerin Savaşı… Yabancı dizilerim de var… Bazen senaryoda saçmalık olduğunda üzülüyorum. İzleyiciyi aptal yerine koyduklarını düşünüyorum. Senaryo kursuna gittim sırf bu yüzden. Senaryoda hikaye örgüsü yapılırken hangi mantık güdülüyor diye öğrenmek istedim. Bu iyi geldi bana. Bilerek seyretmek daha farklı.

Masumiyet, insanın özünde var. Ben dizileri iyi-kötü diye seyredemiyorum artık. Ama mantıklı veya saçma diyebiliyorum. Dizilerde bazı değerlerin alt edilmesi de hoşuma gitmiyor. Satılmış güvenlik mensupları veya sağlık personeline üzülüyorum. Örneğin; sevdiği kadın ölüm döşeğinde doktor onu ne yap et yaşat diyor. Doktorun işi zaten onu yaşatmak!.. Doktoru aşağılayarak dedirtmek hoş değil. Biz az gelişmiş ülke konumundayız. Dizilerdeki davranışlarla, haberlerdeki gerçeklik aynı olunca senaristlerin duygu durumuna etkisini görüyorsunuz. Gelişen bir insan davranışından, konuşmasından tutun da düşüncesine kadar kendini geliştiren insandır. Ama her haberde doktora ve diğer kişilere şiddet konu oluyorsa, hala kadına şiddet de bir adım gidemediysek düşündürücü, daha dikkatli olunmalı bence.

Kişisel gelişimin genel yaklaşımlarıyla dizilerdeki dünya arasında bir paralellik var mı? Oradaki senaryo ve senaryo içindeki karakterler ve orada yansıtılan dünya hakkında düşünceleriniz neler?

– Kişisel gelişim de karakterlere baktığımda iyi kötü diye kurgulanıyor. Aslında psikolojik açıdan insanı üzüyor bazı karakterler. Mesela adam kötülükte sınır tanımıyor. Ve o kötü dediğimiz adam da aslında kendi doğrusuna göre davranıyor. İyi kötü yok aslında. Yansımalar var. Beni en çok sevilmediği halde zorla sevgiyi almaya çalışan karakterler üzüyor. Öyle kişiler de gerçek yaşamda var ne yazık ki! “Ya benim olacaksın ya toprağın” diye söylemler var. Kişisel gelişim olarak pek görmüyorum. Benim ilgilendiğim tarafıyla yok. Öyle olsaydı kolay olurdu benim için bilgiye ulaşmak. Orada gerçek hayattan ziyade kurgusal hikayeler üzerinden gidiliyor. Bazen seyredilsin diye abartılabiliyor. Ama güzel iki örneğim var paylaşabileceğim.

 

Örneğin, Kara Para aşk’ta Elif (Tuba Büyüküstün) hapisteyken psikiyatrla terapisi var. Adam satılmış olduğundan kızın algısına giriyor ve istedikleri gibi yönlendiriyorlar kızın zihnini. Negatif hipnoz yapıyor. Zaten hapishane ortamında duygu durumunu yönetmesinde zorluyor karakterimizi. Bu dizide bir senaryo kesiti bakın nasıl yansıyor bize? Ben hipnoterapistim, geliyor danışan. Haliyle önce bilgi almak istiyor ve ilk sorgulaması, hipnozdan korkması üzerine. Haklı, birisi benim algıma girip istediği gibi at koşturmasın ister. Ama hipnoz böyle bir şey değil. Terapi amaçlı yapılan hipnoz öncelikle uyutmak değil, uyandırmak amaçlı yapılıyor. Yani kişi, izlediğinden oldukça etkileniyor. İşimizi zorlaştırabiliyor. Herkes tedirgin çünkü. Bu kolektif bilinç dediğimiz alanda da ortama güvensizlik yayıyor. İşte hep birlikte gördüğümüz zarar.

En çok Güllerin Savaşı’ndaki psikiyatrın varlığında “Onur” karakterini sevdim. Doğru bilgilendiren, yansıtan bir bölümdü. Tedavisi yapılamayan Cihan’a terapi yaparken ve çevresindekileri de eğitiyordu. Ve karakterin gelişim göstermesini görebiliyorduk. Onur karakteri halkı doğru bilinçlendiren bir karakterdi. Terapi yöntemleri de bizim kullandıklarımızdan. Şahsen sevindim böyle bir bölüm seyredebildiğim için. Ama çok az. Senaryo eğitimi alırken hocamız bu tarz bölümlerde uzmanından danışmanlık almamızı önermişti. Çok doğru.

Bir de biz hayran olmayı çok seven bir milletiz. Bir insanın genç ya da yetişkin bir ünlüye hayran olmasını nasıl değerlendirmek gerekir? Kendi profillerinde kendi çekim yaptığı fotoları kullanmayan sadece ve sadece hayran olduğu ünlünün fotoğrafını kullanan insanlar var. Mesela İnstagramda bu çok yaygın.. Sizce bu normal mi?

-Bir seçim bu. Ben bir tek Atatürk’ün fotoğrafını profilimde kullanıyorum, o da onu anma zamanlarında. Profilinde ünlü kullanmış kişileri eklemiyorum mesela. Bir de onlarmış gibi arkadaşlık kurmak isteyenler var. Hiç hoşuma gitmiyor. Bu kimliğini silmek demek, kendini değersizleştirmek. Eğitimli birinin yapacağı şey değil. Hayran olmak güzel bir şey. Benim de hayran olduğum ünlüler çok. Ama kimliğinle karıştırmak iyi değil. Benim profilim halk açık. Ben yönetiyorum sayfamı da. Böylesi insanlarla da görüşüyorum bir süre, birkaç satırı onu uyandırıp uyandıramayacağımı söylüyor. Uğraşıyorum zamanım varsa…

Özgün insan olmak ya da bu çağda özgün insan bulmak neden bu kadar zor?

-Bu soru yönlendirmeli bir soru ! Zor diye bir şey yok bana göre. Bence önce bulmaya çalışmayı bırakmak lazım, özgün olmak önemli ve güzel bir şey, bana göre. Buna niyet ettiğinde dışarıdaki dikkatini içeriye almış oluyorsun. Kendini değiştiriyorsun, ince ince dantel gibi işliyorsun duygu ve düşüncelerini. Dünkü sen, sen olmuyorsun. Her gün kendinde bir güzellik bulabiliyorsun. Onaylanma ihtiyacını bitiriyorsun. Kendini seviyorsun. Bunları kendim yaptım, ondan söylüyorum. Dış referanslı biriydim iç referanslı oldum, inanın hayat çok daha kolay oldu. Ama herkesin seçimi özgün olmak olmayabilir. Sıradan olmak da iyidir. Aramayı bırakalım demem bundan.

Size bazı isimler söyleyeceğim, ünlülerden. Siz de bana o isimlerle ilgili düşündüklerinizi bizimle paylaşın. İlkin, Acun Ilıcalı ile başlayalım…

– Acun Ilıcalı, bana çalışkanlığı ve samimi iletişimi çağrıştırıyor. TV kanalında yapılan işlerde de bunu görebiliyorum. İşinin başında olması bana da heves veriyor. Eğlence var hep temelinde… Onunla bir röportaj yapmak istiyorum.

Hülya Avşar…

– Hülya Avşar’ı yıllar önce kıskanırdım biliyor musunuz? Ama şimdi takdir ediyorum. Kıskanma sebebim onun mesajlarını iletecek çok alanı vardı. Ben de iletişimciydim sözüm vardı ama alanım yoktu. Bu yüzden dergi çıkarttım ya! Şimdi takdir ediyorum çünkü samimi ve oldukça duyarlı geliyor bana. Bunu programında soru soruşu ve duygularını dile getirişinden anlıyorum.

Kıvanç Tatlıtuğ…

-Kıvanç Tatlıtuğ’a bayılıyorum. Kendisini çok iyi geliştirmiş bir oyuncu. Kuzey Güney dizisinde onu Kıvanç değil, Kuzey olarak izlerdim. Öyle bir karakter tanıdığım için olsa gerek ve rolünü çok iyi yansıtıyordu.

Beren Saat…

Beren Saat’de başarılı. Onu seyretmek keyifli. Hatırla Sevgili’deki Beren’i tekrar tekrar seyretmiştim. Aşkı Memnu’yu da kanallarda rastlarsam tekrar tekrar seyrederim. Seviyorum onu.

Tuba Büyüküstün… 

– Tuba Büyüküstün’de öyle benim için. Seyretmeyi sevdiğim bir yüz. Kara Para Aşk’ta daha çok sevdim.

Okan Bayülgen…

– Okan Bayülgen, deyince zeka yarıştırmak geliyor aklıma. Hep hayalimdir, onun tv programına çıkıp onunla zeka yarıştıracağım günler, iddialı mıyım? Evet ama gülmekten geride de kalabilirim. Bu demek değildir ki yenileceğim, hayır!

Beyazıt Öztürk..

– Beyaz’ın samimiyeti çok hoş. İçi dışı bir bir adam. Seviyorum onu.

Cem Yılmaz…

– Cem Yılmaz gerçek bir yetenek. Sevmemek imkansız. Gülememenin imkansız olduğu gibi… Tekrar tekrar izlenesi bir yetenek!

Hadise..

– Hadise’yi seviyorum. Çok samimi. Mesela başkasında sırıtacak bir samimiyet onda kalpten olduğu belli ve yakışıyor.

MEDYABEY

GÜLER PINARBAŞI KİMDİR?:

İstanbul doğumlu. Hipnoterapist- Araştırmacı Yazar ve Farkındalık Eğitmeni olup, uzun yıllar basın-yayın- halkla ilişkiler sektöründe çalıştı. 2000 yılında Üçüncügöz Dergisi’ni çıkardı. Farkındalık konularında araştırmalar yaparken birçok eğitim ve uygulamalara katıldı. NLP Trainer (Beyin Dili Programında eğitimcinin eğitmeni), Hipnoterapi de NLH Master (Beyin Dili Hipnozu uygulayıcısı), Neurofeedback klinisyeni ve bir çok şifa sanatlarında da uygulayıcı ve eğitmendir. 2000 yılından bu yana beden, zihin, ruh sağlığı konusunda 3.Göz Dergisi’ni yayınlamaya başlamış ve online olarak halen çıkartmakta. Kendini bir YOLCU olarak tanımlıyor. Farkındalık yolunda yürüyen bir yolcu…

BENZER HABERLER

YENİ HABERLER

© Copyright 2016 Medyabey. Tüm görsel ve metin kaynak hakları saklıdır. - bilgi@medyabey.com